Tasavvuf Nedir? – Tasavvufun Kaynağı Nedir?

Tasavvuf Hakkında Herşey – Tasavvufun Kökeni Ve Tanımı

Tasavvuf (Arapça: تصوّف taṣawwuf, Farsça: تصوف tasavvof) ya da Sufizm veya Sufilik (Arapça: صوفية ṣūfīya, Farsça: صوفی‌گری sūfīgarī), İslam inancında Allah’a ulaşmanın yollarından biridir. Bir başka tanıma göre, insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatlere ve gayb alemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur.
Tasavvuf Kelimenin kökeni

Arapça tasavvuf (تصوّف‎‎) kelimesinin hangi kökten geldiği tam olarak bilinmemektedir. En çok kabul gören görüşlere göre: 1. Saflaşma anlamında safa kökünden, 2. Yün elbise giyinme anlamında suf kökünden, 3. Peygamberin evinin yanında ikamet eden ve peygamber tarafından yetiştirilen ve oldukça fakir olan Ashab-ı Suffe gibi yaşama anlamında suffe kökünden türemiş olabilir.

Yün giyime anlamı için delil olarak kullanılan peygamber sözlerinden bir kısmı:

1. Enes bin Malik demiştir ki: “Rasulullah bir kölenin bile davetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.”

2. Abdullah bin Mesud’un rivayetine göre Peygamber şöyle söylemiştir: “Allah Teala, Musa ile konuştuğu gün üzerinde yün bir cübbe, yünden yapılmış bir şalvar ve kolları yün bir elbise vardı. Ayakkabıları da merkeb derisinden idi”

“Suffe ehli; Medine’de durcak yerleri, sığınacak kimseleri olmayan dört yüz civarında erkekten oluşuyordu. Sufilerin tekke, zaviye ve rıbatlarda toplanmaları gibi onlar da Mescid-i Nebi’nin etrafındaki hücrelerde birarada yaşıyorlardı. Ziraat yapmaya, süt hayvanları ile uğraşmaya ve herhangi bir ticarete vakit ve imkanları yoktu. Gündüzleri odun taşıyarak ve hurma çekirdeklerini kırıp öğüterek karınlarını doyurmaya çalışıyor; geceleri ise ibadet ve Kuran-ı Kerim okumakla meşgul oluyorlardı. Şu ayet-i kerimeler onlar hakkında inmişti:”
“Rablerinin rızasını dileyerek sabah ve akşam O’na dua eden fakirleri yanından kovma”
“Sabah akşam rablerinin rızasını dileyerek O’na dua ve ibadet eden kimselerle beraber sabret, gözünü onlardan ayırma!”
Tasavvufun Tanımları
Mutasavvıfların Tanımları

* Tasavvuf, Allah’ın, seni sende öldürüp, Kendinde ebediyen diri kılmasıdır. (Cüneyd Bağdadi الجنيد البغدادي)
* Tasavvuf ehlinin üç vasfı vardır. Toprak gibidir, iyiye de, kötü kimseye de verir. Bulut gibidir, her şeyi gölgeler. Yağmur gibidir, sevilen kimseyi de, sevilmeyen kimseyi de sular. (Harkûşî Abdülmelîk bin Muhammed)
* Tasavvuf hâldir, söz değildir, söz ile ele geçmez. (Abdülkadir Geylani)
* Tasavvuf, Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uymak, fazla konuşmayı, fazla yemeği ve fazla uykuyu terk etmektir. (Alâüddevle Semnânî Ala’ Ad-Dawla As-Simnani علاء الدوله سمنانی)
* Tasavvuf, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin hepsini terketmektir. (Ali ibn Sahl Rabban al-Tabari علی ابن سهل ربان طبری)
* İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra şerîate uymak, daha sonra tasavvuf yolunda yükselmektir. (Muhammed Bâkî-billah)
* Şimdiye kadar yedi yüz velî, tasavvufun târifinde türlü sözler söylemişlerdir. Bu sözlerin özü, şu noktada toplanabilir: Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye harcamaktır. (Ebû Saîd Ebü’l-Hayr)
* Tasavvuf ahlâktan ibarettir. Bu bakımdan ahlâkı senden yüksek olan, senden daha fazla arınmış demektir. (Ebû Bekr el-Kettânî)
* Tasavvuf: Kâinatı eksik görmek, hatta daha da ötesi bütün eksikliklerden münezzeh olanı müşâhede ederek bu eksik varlıkları hiç görmemektir. (Ebû Amr ed-Dımeşkî)
* Tasavvuf; kulun herzaman, o an için kendisine en uygun olan şeyle meşgul olmasıdır. (Amr bin Osman el-Mekkî[kaynak belirtilmeli])
* Sufizm Peygamberlerin öğretisinin özüdür. Kaynağı ilk insana kadar gider, çünkü tohumu her insanın kalbinde mevcuttur. (Salahattin Ali Nader Angha صلاح الدین علی نادر شاه عنقا Sufizm)
* Tohumu Adem zamanında atılmış, filizleri Nuh zamanında oluşmuş ve İbrahim zamanında ise çiçek açmıştır. Üzümleri Musa zamanında yetişmiş ve İsa zamanında olgunlaşmış ve Muhammed zamanında ise saf bir şarap haline gelmiştir. (Beyazıt Bestami)

* Tasavvuf islam dinini gerçek manada yaşamak demektir.Dinin emir ve yasaklarını zorlamadan muhabbetle yapmak demektir.
Tasavvuf Hakkındaki Farklı Görüşler

Ruhu kötü huylardan temizleyip (safa), hakiki bilgiye (yani marifete) ulaşma yoludur. Hakiki bilgi ise Allah’ı bilmektir.

Mistisizm’in İslam özelindeki hali olduğunu iddia edenler olduğu gibi, mistisizmin semavi olmayan Çin-Hindu dinlerinden gelmesi nedeni ile İslam ile tamamen farklı olduğunu iddia edenler de olmuştur.

Sufizm’in tanımı çeşitli mutasavvıflarca farklı şekillerde yapılmıştır. Bu tanımlardan birine göre, Sufizm, insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatleri ve gayb alemine ait hakikatleri sezgiyle arama yoludur. Hedef, insan-ı kamil olmaktır. Bir başka deyişle, Sufizm, İslam inanışına göre, kişiliği kötü huylardan temizleyip, ruhu pak edip, olgun olma (kemale erme) yoludur.

Muhammed’e dayanan, silsile yolu ile Allah’ı idrake vesile, Peygamber varisi olduğuna inanılan Evliyalar, Mutasavvıflar tarafından, zamana uygun “Hakk’tan aldığını halka sunuş” yolu olarak kabul edilmiş,dinin yalnız fıkıh olmadığı ,İslam’ın İlmî Fıkıh,İlmî Kelam, Ahlak ve Sufizm olmak üzere dört ana temelden oluştuğu inancı ile Sufizmsiz dinin yaşanamayacağı görüşü Mutasavvıfların ana ilkesi olarak ortaya çıkmıştır.

* Kimilerine göre, sufizm ve tasavvuf aynı şey değildir. Sufizm mutasavvıflıktan daha yüksek bir aşamayı ifade eder. Mutasavvıflar Sufi olmaya çalışmışlarsa da başaramamışlar, tekkeler, ekoller kurmuşlardır. Oysa Sufizm’de ekol yoktur. Sufizm Batı Türkistan’da doğmuştur. İlk 350 yıldaki sufiler ilhamlı insanlardı, mala mülke değer vermezler, bazen çıkınları bile olmadan gezer ve her gittikleri yeri aydınlatırlardı.. Batı Türkistan’daki bu ilk sufiler, tarikatçılık gütmedikleri için, tarikat şeyhleri gibi isim yapmamış, tarihe isimsiz nefer olarak geçmişlerdir.

* Sufizm insanın kendisini keşfetme yoludur. Dini kurallara bağlı, dogmalarla birlikte çalışan bir olgu değildir. “Ben kimim?, nerden geliyorum? ve nereye gideceğim?” sorularını soran kişilerin sufi methodları yoluyla cevap bulabilmeleri mümkündür.

Sufizmin bilhassa çok önemli iki boyutu vardır : 1.Dikey boyut :İç yasamı keşfetme, insanın aslını, özünü bulması, 2.Yatay boyut: insanlara hizmet etmek ve dünyevi ilişkileri uyum, güzellik ve sevgi boyutunda ayarlamak( bu boyuta dünya görüşü boyutu diyebiliriz)(Kaynak: Bakınız. Mevlana Celaleddin Rumi, Hazret Inayet Han, A.M. Schimmel)

* Kimilerine göre, Sufizm 13. yüzyıla dek sürmüş, 14. yüzyıldan itibaren, yerini tasavvufa bırakmıştır.
* Kimilerine göre de, mutasavvıf yolunun hedefine ulaştığı zaman sufi olur.
Tasavvufun Kaynağı ve Tarihi

Tasavvuf kelimesinin hangi kökten geldiği konusu tartışmalıdır. Arınma anlamındaki safa, yün giyinen anlamındaki sufi kökleri en çok itibar edilenlerdir. Zira tasavvuf arınmadır ve tasavvufçular bir fakirlik simgesi olarak yün elbise giyinirler. Tasavvuf af tasası anlamına da gelmektedir.

Tasavvufun kaynağı olarak İslam peygamberinin Hira mağarasında inzivaya çekilmesi gösterilebilir. Nitekim Peygamber orada nefsini terbiye ile uğraşmış ve halktan uzak durmuştur. Sahabe den bazı kimselerin tasavvufi gerçekleri Peygamber’den doğrudan aldığına ve nesilden nesile aktardığına inanılır. Veliler de peygamberlerin varisleri olarak bu yolu takip etmiştir.

9. Yüzyıldan itibaren özellikle Türkistan, İran ve Kuzey Afrika bölgesinde sufi görüşler müsait ortam bulmuşlardır. Bunda Moğol İstilası sonrası ortaya çıkan karmaşık sosyoekonomik durumun toplumu ruhani bir arayışa sevketmiş olması büyük bir etkendir. Buhara, Semarkant ve Taşkent gibi İslam tarihinde önemli şahsiyetler yetiştiren şehirleri içeren Fergana Vadisi pek çok mutasavvuf yetiştirmiştir. Ahmed Yesevi, Abdulkadir Geylani gibi tasavvuf büyükleri bu bölgede tasavvuf ve tarikat yapısını giderek olgunlaştırmışlardır. Bu bağlamda, özellikle 10. yydan sonra tasavvufa en büyük katkıyı Fars ve Türkmen müslümanların yaptığını belirtmek gerekir. Hatta, Hallac-ı Mansur gibi kimi Arap kökenli sufi bu nedenle Türkistan’da ve İran’da uzun süreler bulunmuşlardır. Bu noktada Türkler’in ve İranlılar’ın İslam öncesi şaman inançlarının tasavvufa etkisi açıktır. Bu etkileşim zamanla Islam’ın Hindistan’a doğru yayılması ile Budizm ve Hinduizm ile de gerçekleşmiştir.

Fudayl bin Iyaz, İbrahim Edhem, Bişri Hafi Haris el-Muhasibi, Cüneyd-i Bağdadi, Beyazid Bestami, İmam-ı Gazali, Şah-ı Nakşibendi, Muhyiddin İbn Arabi, Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Abdal Musa diğer büyük sufiler arasında sayılabilir.
Bilgi kuramı

Tasavvufa göre, bilginin kaynağı üçtür: 1. Akıl 2. Nakil 3. Vahiy. Tasavvuf her üçünü de kabul etmekle beraber vahyin özel bir şekli olan ilhama dayalıdır. İlham ise ancak nefsini arındırmış, temiz bir kalbe vahyolur. Vahyin çeşitleri vardır. En üstte peygambere yapılan vahiy, en altta ise arı gibi hayvanlara yapılan vahiy vardır. İlham ise peygamber olmayan insanlara Tanrı’nın bildirmesidir.

Buna göre, şeriat ve Kuran yargıları da dahil olmak üzere, söze dayanan teorik bilgilerin tümü sözel bilgidir. Bu bilgiler dıştan okunarak elde edilebilir. Oysa iç bilgi, dıştan okunarak elde edilemez, bu bilgi insanın içinden doğarak gelir ve gerçek bilgi budur. Tasavvufa göre, asıl bilginin, tasavvuf bilgisi denilen bu bilgi olduğu; kardeşlik duygusunu geliştirdiği, toplu olarak bir arada yaşama duygusunu güçlendirdiği, insanları iyilik ve olgunluğa götürdüğü kabul edilir.

Dış bilgi elde eden kişi iyi insan olur. Fakat, bu iyilik çoğunlukla, yalnız kendisi içindir. Tasavvuf bilgisi olan kişi ise, yaptığı her işte, tüm insanlığı düşünür.
Tasavvuf ve Felsefe

Tasavvuf konu bakımından felsefenin alanlarına girmektedir. Ancak tasavvuf bir felsefi ekol değildir. Zaten tasavvuf akla değil ilhama dayanır. Ancak bu tasavvufun aklı reddettiği şeklinde algılanmamalıdır. Tasavvuf aklı yalnızca maddi dünya için bir delil olarak kullanır. Ancak metafizik alemin anlaşılması için aklın yetersiz olduğunu iddia eder. Çünkü akıl ürünü bilgilerin temelini meydana getiren düşünme ve tasavvur etme, algıya yani duyu organlarının çevre ile etkileşimine dayanır. Algılardan soyutlanmış bir tasavvur olamaz.

Akıl dışında bir diğer bilgi kaynağı da nakildir. Peygamberlerin getirdikleri bilgi dışındaki bilgileri güvenilir bulmayan bu kesime örnek olarak Hanbeli mezhebebinin kurucusu İmam Ahmed bin Hanbel verilebilir. İman, işte bu vahye dayalı nakle teslim olmak demektir. Bu görüşe göre, iman ispat gerektirmez.

Tasavvuf bu iki görüş arasında bilginin başka bir kaynağı olduğu iddiasındadır. Nefsi temizleyip Allah’tan gelen ilhamlara hazır hale getiren bir veliye Allah’ın izni ile bilinmeyenlerin kapısı açıldığına inanılır. Bu yola girenler ilerledikçe o kapıların teker teker açılışını izlemektedirler. Her ilerleyişinde yeni bir makama varır, bir önceki makamı geride bırakır. Her makamın kendine özgü pratiği vardır. Örneğin bazı makamlarda sürekli zikir yapılırken, bazı makamlar da kişi Kur’an okumayı bırakır ve yalnızca tefekkür eder.

Tasavvufun çok önemli teoretik yanı vardır, ama pratiksiz tasavvuf olmaz. Bu nedenle, tasavvufi gerçeğe kavuşmak için bu yola girmek ve nefsi arındırmak gerekir. Tasavvufi yöntemleri bilmekle kişiye Tanrı katından tartışmasız bilgi gelmez. Tasavvufi bilgi tefekkür-meditasyon ve Mürşiti Kâmil vasıtasıyla elde edilir.

Tasavvuf ile elde edilen bilgi şüphe içermez. Çünkü Tanrı’tan kendisine verilen bir bilgiden insan şüpheye düşemez. Ancak tasavvufun önde gelen temsilcileri Haris el-Muhasibi ve Gazali’ne göre insanları tasavvufa yönlendiren şey şüphedir. Diğer tassavvuf alimlerine göre ise insanları tassavvufa yönlendiren güdü içsel arayıştır (Mevlana Rumi). Tasavvuf ilerleyen safhalarında şüphe barındırmamasına rağmen, tasavvufa giriş başlangıcında şüphe ve insanın içine düştüğü zihinsel ve gönülsel boşluktan kaynaklanan arayış vardır(İmam Gazali).
Tasavvuf ve Mistisizm

Mistisizm daha genel bir kavram olarak her dinde farklı olarak ortaya çıkmış, dinlerin manevi yönlerini anlatmaktadır. Mistikler, yaşadıkları din, kültür ve medeniyet ortamında şekillenirler. Bu nedenle kavram olarak bu şemsiyenin altında incelenseler de birbirinden farkları vardır.

Tasavvuf ve sufizm de çoğu kez mistisizm ile karıştırılmaktadır. Oysa tasavvuf ve sufizm İslam dinine özel bir terim olup diğer dinlerin mistiklerinden bazı yönleri ile ayrılmaktadır. Sufizm ve tasavvufun mistisizm’den başlıca farkları şunlardır:

1. Mistisizm’de ıstırap önem taşıdığı hâlde tasavvufta ıstırabın özel bir yeri yoktur.
2. Tasavvufta terbiye metotları fertlerin karakter yapılarına göre farklılık arz ettiği hâlde, mistisizmde bu farklılık ve zenginlik yoktur.
3. Tasavvufta mânevî yükseliş için ferdî gayret esas olduğu hâlde mistisizmde değildir.
4. Mistik sadece vecd ehli olduğu hâlde, sûfî hem vecd ehli, hem de ilim talibidir.
5. Tasavvufta zikir ve şeyh ile birlikte bulunmak (sohbet) esastır. Mistisizmde böyle bir esas yoktur.
6. Mistisizm, rûhun cesede hakîmiyetini sağlama ameliyesidir. Tasavvuf ise rûhun arıtılıp Hakk’a vuslata erdirilmesidir.
7. Tasavvufta Peygamber yoluyla Allah’a ulaşmak vardır. Mistisizm’de peygamber veya bir mürşid-i kamil yoktur.
8. Tasavvuf şeriat kurallarının üzerine bina edilmiş olup İslam dininin bir yüzüdür. Tasavvuf İslam’dan bağımsız düşünülemez.
9. Tasavvufun ahlak kuralları tamamen İslam peygamberinin sünnet denen sözlü ve fiili hareketlerine dayanır. Tasavvuf özel anlamıyla sünneti harfiyyen yerine getirmektir.
Tasavvufun Temel Kavramları
Şeriat

Dinin esas ve görünen şekli ve insanlara emredilen kısmı şeriattır. Tasavvuf ise dinin iç yüzüdür. Ancak tasavvuf insanlara emredilmemiştir. Yani kişi tasavvufla ilgilenmediğinden dolayı dini açıdan Allah katında sorumlu değildir..

Şeriat seviyesindeki anafikir “Seninki senin, benimki benim” dir.
Tarikat

Tasavvuf ile Tarikat aynı anlama gelmez. Tarikatlar zaman içinde Tasavvuf yani Sufizmden kaynaklanmışlardır. Tasavvufun somut organize olmuş halidir. Ama bir insanın tasavvufu yaşaması için bir tarikata mensub olması gerekmez. Bir Mürşid ve bir mürid ile tarikat oluşturmadan tasavvuf yaşanabilinir. Burda mürşidin rolüde yol göstermek, yaptığı tecrübeleri aktarmak olur. Hakikatte tek bir Kamili Mürşid vardır, O da Allah Tealadır. Şeriat dinin dışı, tarikat ise içidir denebilir. Ancak tarikat şeriate aykırı olamaz. Çünkü tarikatın temeli şeriattır. Sufiye göre tarikat öz,şeriat kabuktur. Amaç öze inmektir. Şeriat bu yolda sadece gerekli bir vasıtadır.

Tarikat seviyesindeki anafikir “Seninki senin, benimki de senin” dir.
Marifet

Marifet Allah Teala’yı tanımaktır. Marifet Hakk’ın kula bahşettiği bir sofradır. Fakra ulaşan kişilerin gönülleri marifetle dolar. Marifet erenler sofrasında (sohbetinde) elde edilir. Arif, Hakk’ı bilen hak’ tan haber alan kişidir. Marifet batın hazinesidir. Bu hazine aşk ile ele geçer.

Marifet seviyesindeki anafikir “Ne benimki var ne seninki” dir.
Hakikat

Kişi tasavvuf yolunu izleyerek nihayet bilginin vasıtasız elde edildiği hakikate varır. Bu safhada insanların tıpkı kafa gözüyle görüp çevreden bilgi alması gibi kalp gözüyle bilgi aldığı kabul edilir. Kişi zaman ve mekandan bağımsız bilgi kaynaklarına ulaşmaya çalışır. Zaten tasavvufun bilgi kuramı da akıl ve nakil ötesinde bir yol olan bu bilgi kaynağını hedeflemektedir.

Hakikat seviyesindeki anafikir “Ne sen varsın, ne ben” dir.
Şeyh (Mürşid-i Kamil) ve Pir

Mürşid-i Kamil (Kamil rehber, olgun rehber) olarak kabul edilen şeyh, daha önce aynı yoldan geçmiş, Allah’tan gelen ilhamlara açık kimsedir. Şeyh, müridin (murad edren, isteyen) düşünce hayatını kontrol altında tutar. Onun zayıf noktalarını bilir ve ona göre bir eğitim tertip eder. Şeyhin kalp gözü açık olduğundan müridin kalp hayatını kendisinden daha iyi bildiğine inanılır.

Fahruddin-i Razi şeyhte şu şartların aranmasını şart koşar:

1. İhlas

2. Sadik olmak

3. Doğru yoldan hiç ayrılmamak

4. Tasavvuf alanında merhale merhale ilerlemiş olmak.

Şeyh, dünyadan elini eteğini çekmiş, yalnız Allah’a dayanan kimsedir. O nedenle dünyevi herhangi bir çıkarı ve beklentisi olmaması lazım.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !